Makaleler

Dünyayı idrak etme. Biz onu doğru mu idrak ediyoruz?

Font:      

Neredeyse tüm dini kitaplarda göze görünmez alemin geniş ve rengarenk tasviri verilmiştir ve bunlardan bazılarını kabul ederken bazılarını hiçbir şekilde algılayamıyoruz. Mesela, meleklerin tasviri, onların boyutları, meskenleri, yaşam tarzları vs. Onlar karşımızda yeteri kadar ilginç, belki de gerçeğe uygun olmayan bir görünümde durur.
Mesela A.Bıçkov’un kitabında Yer ve yedi katı, Gök ve yedi katı çok açık şekilde tasvir edilmiştir:
Göğün birinci katı “Barakiye” adlanır.
O yaşıl zümrütten yaratılmıştır. Allah oraya insan simasında, inek vücutlu ve kartal kanatlı melekleri yerleştirmiştir. Onların 70 bin başı ve boynuzları ve her boynuzun da bir o kadar boynuzcukları vardır.
Göğün ikinci katı “Efnus” (Furati’de ise Faydum) adlanır. O gümüşten (bir diğer iddiaya göre yakuttan) yaratılmıştır. Bu göklerin melekleri griflere (antik efsanelerde: kartal başlı, aslan bedenli, kanatlı ejderha) benzerler.
Göyün üçüncü katı Allah tarafından yakuttan (bazı kaynaklara göre topazdan) yaratılmıştır.
Onun adı Guzum (Furati’de: Avndır). Bu katın bazı melekleri kartal cildinde, diğerleri inek kellesine, parlak ve ateşli gözlere sahiptir.
Göğün dördüncü katı inciden (diğer kaynaklara göre gümüşten) yaratılmıştır. Onun adı Maus’dur (Furati’de: Arkalun). Allah orada at simalı, aynı zamanda 70 bin kanadı olan ve her birinde bir o kadar da tüyü olan kartal başlı melekleri yerleştirmiştir.
Kırmızı altından olan beşinci kat Dalva (veya da Ratka) adlanır. Fakat onun melekleri huriler - cennetin daim bakir melekleri kadar güzeldir.
Altıncı kat Kıyas (ve ya Rafka) parıldayan yakuttan (başka bilgilere göre beyaz inciden) yaratılmıştır. Bu katta yerdeki Kabe’nin semavi prototipi yer almaktadır. Altıncı katın bazı melekleri bebek simasında, diğerleri ise kılıç ve mızraklarla silahlanmış at başlıdırlar. Bu melekler eğerleri incilerle, zümrüt, yakut ve diğer pahalı taşlarla süslenmiş atlarda otururlar.
Yedinci kat Haribe, Allah tarafından, parlak bir nurdan yaratılmıştır. Onun melekleri insan cildindedir. Ayrıca Cennet ve Cehennem de bu katta yerleşir.
Onun hükmüyle köpükten yedi yeddi daire yarandı. Allah o dairelerden biri diğerinin üzerine örtülmüş örtü misali Yeri yaratmıştır.
Yerin birinci katı - Ramaka – insanların yaşayış meskenidir. Onun altında Allah 70 bin meleğin muhafaza ettiği şiddetli rüzgarı yaratmıştır.
Yerin ikinci katı Allah tarafından Helda adlandırılmıştır. Ve O, orada sayısız hesapsız korkunç devler yerleştirmiştir. Burada kendi vücutlarını yiyen ve kanlarını içen Amis adlı yaratıklar yaşamaktadır. Burası Allah tarafından cezaya mahkum edilmişler için dehşet saçan bir mekandır.
Yerin üçüncü katı Araka’dır. Allah oraya katır büyüklükte akrepleri yerleştirmiştir. Onların her birinin 366 fıçı miktarında zehri olan mızrağa benzer kuyrukları vardır. Bu zehir o kadar güçlüdür ki sadece birisi bütün canlıları yok etmeye yeter. Bunların dışında, burada Fis adlı devler yaşamaktadır. Onlar karınlarını ve göğüslerini kaplamış yağla beslenmekteler. Burada köpek yüzlü ve yılan şekilli, elleri insan ellerine, tırnakları inek tırnaklarına, kulakları at kulağına ve derisi koyun derisine benzer heybetli yaratıklar yaşamaktadır. Orada sırasıyla ateşte ve suda yaşayan dehşetli devlere rastlanmaktadır. Onlar dağlar kadar büyük, zulmet kadar siyah ve cehennem ateşinden güçlü ve zehirlidirler.
Dördüncü kat Harabe’dir. Allah orada dağ büyüklükte yılanlar yaratmış ve onların görevi günahkarları korkutmaktır. Bu yaratıkların dişleri yüksek palmiyelere benzer. Sadece bir dişi dağları yerle bir etmeğe yeter. Bu katın sakinleri “Cille” adlanır. Onların kuşlara benzer kanatları vardır. Fakat gözleri, elleri ve ayakları yoktur. Cilleler sadece yaşlandıktan sonra ölürler.
Beşinci kat Melsam adlanır. Orada kükürtten taşlar ve bir birini yiyen “Hecle” adlı yaratıklar vardır.
Altıncı kat Siccin adlanır. Orada kuşlara benzer “El-Kutat” adlı yaratıklar vardır. Burası cehennem sakini olan ruhların meskenidir. Burada melekler onları meşhere kadar azaba düçar edecekler. Burada günahkarların adları ve günahları dahil her şeyin yazıldığı kitaplar vardır. “Elbette ki ahlaksızların kitabı Siccin’dedir”. Burada ayrıca büyük taşları eriten ateşten denizler vardır. Onların derinliklerinde dehşetli facialar saklıdır.
Yedinci kat Ecibe adlanır. Orada gözleri dehşet saçan Hütum adlı devler vardır. Onların boyları küçük ve kendileri siyahtır ve Ahret günü Allahın emriyle Gog ve Magog taifeleri mahvedilecektir. Burası zulmet bir karanlık içindedir. Onun orta kısmında ise İblis’in istihkamı vardır. Bu kasrın duvarları ve kulesi siyah ateştendir. Burada İblis’in tahtı vardır. O burada kendi melunlarıyla birlikte saltanatını kurar. Onun emriyle iblisler (onlara aynı zamanda “şeytan” adlanır) birinci kata çıkar ve insanları yollarından saptırır.
Birçok okuyucu yazılanlara kuşkuyla yaklaşırken bazıları da bunları kabul etmezler. Ben ise, bu kitaba Hıristiyan ve İslam kaynaklarına dayanarak yazıldığına göre değil, yaşadığım maddi alemde, bütünlükle tabiatta canlı ve cansız varlıkların şekil ve ölçüleri değişik olduğu için inanıyorum. Su havzasını – okyanus ve denizleri buna örnek gösterebiliriz. Elbette, su aleminden söz açılmışken biz onun ne kadar büyük olduğunu da anlıyoruz. Fakat tümünü kapsayacak şekilde idrak etmemiz imkansızdır.
Çok sevdiğim örneklerden birini hatırlatmak isterdim. Farz edelim ki insanın karıncayla diyalogu mümkündür. Bu zaman biz kendi alemimizin, çevremizin ölçekleriyle konuşacağız. Elbette ki, o da bizim sözlerimize ve biz tabiatı tasvir ederken o buna kuşkuyla bakacaktır. Çünkü bizim için okyanusun taşıdığı anlam onun için bir damlaya eşdeğerdir. O sadece dünyanın bu denli büyük olduğunun farkına varmayacaktır. Muhtemelen bu örnek bizim için de geçerlidir. Yani biz her şeyi değil sadece gözle görebildiğimiz şeyleri idrak etmek iktidarındayız. Büyük hayvanların, mesela Filin boyutunu ele alırsak, onun ölçüleri farklı bir mekan ve zamanda karıncanın ölçülerine eşdeğer olacaktır.
Diğer taraftan, biz cismen ve manen yukarıda söylenenleri idrak edemiyoruz. Çünkü orası bizim bilmediğimiz ve tamamen farklı bir alemdir.
Mesela, ana rahminde yaşayan insan. Onun üçün ana rahmi başka bir alemdir. Onun başka bir dünya konusunda her hangi bir dünya konusunda tasavvuru yok. Biz bu şekilde yaşar, olgunlaşır ve zamanla bize verilmiş ömrü tamamlarız, bu dünyanı terk ederek tamamen farklı bir aleme göç ederiz. Nasıl ki ana rahmindeki bebek de zamanı geldiğinde onun için, yeni, bilmediği bir dünyaya gözlerini açar. Belki de yeni sırlı, gizemli muhite hazırlanmamız için hayatımız boyunca şuur altımızda toplanan bilgiler iletilir. Biz onları idrak etmeden ve anlamadan tüm varlığımızla duygu organlarımızla hissederiz.
Bilgi kaynaklarının öğrenilmesi sürecinde bu tür durumları inceledikçe, okuyucuların söylenenlere ve yazılanlara inanmalarını ve dünyayı tasvir edildiği gibi algılamalarını isterdim.



Okunub: 4895

Yorumlar: 0
Bu mekaleye fikir bildir ve ya yorumlara bak